15 Kasım 2010 Pazartesi

Günler çok hızlı geçiyor yaaa

Herkese merhaba,

en son ocakta girmişim bloğuma ama hiç vakit olmuyor, niyetim doğum iznine çıktığımda yazmaktı ama olmadı işte. şimdi bekliyoruz bakalım kuzumuz ne zaman gelecek diye, muhtemelen bundan sonra fırsat bulursam bol bol ondan bahsederim inşallah.
Yarın bayram, bizim karşıya geçmemiz yasak olduğu için buralarda takılıcaz. şimdiden herkese iyi bayramlar diliyorum :-)

6 Ocak 2010 Çarşamba

hafızası kuvvetli birinden yardım istiyorum...

arkadaşlar merhaba,

günlerdir çıldırma derecesinde bir şarkıyı bulmaya çalışıyorum ama bu seferki pek kolay değil çünkü şarkı sanırım hırvatça veya çekçe, joy fm de 98-99 yıllarında sıkça çalardı, sadece dilimde küçücük bir melodisi var, ne isim ne bişey. noooolluurrr olurda aklınıza gelirse beni arayın tamam mı? yada nereden bulabileceğim konusunda bir fikri olan varsa oda olur. joy fm e bile mail attım. arşivlerinizden o yıllarda çaldığınız hırvat şarkıcı isimlerine bakarmısınız diye. azmettim bulacağım. öpüyorum hepinizi...

12 Kasım 2009 Perşembe

Pakize Suda'dan...


Ne güzel anlatıyor bu kadın duygularını... insan hakikatende bazen bunları istiyor:-).

"Kasaba esnafından biri olmalıydı kocam. Akşam, güneş batmadan dükkánını kapatıp eve gelmeliydi.Evimiz mümkünse bahçeli olmalıydı. Yaz akşamları sulayıp serin serin oturmalıydık. Ben, orta boylu tıknazca, ev hanımı olmalıydım.Cinsiyeti önemli değil, eli ayağı düzgün iki çocuğumuz olmalıydı. Derslerine yardım etmeye yetecek eğitimim olmamalıydı.

Ama ara sıra "Dersinizi bitirdiniz mi?" diye sormalıydım.Daha çok üstleri başlarıyla...Yedikleri içtikleriyle...Öksürükleri, aksırıklarıyla ilgilenmeliydim. Yavaştan yavaştan çeyizlerini düzmeliydim.Her ayın 15'i kabul günüm olmalıydı. Ellerime sağlık,kekler, poğaçalar yapmalıydım. İnce belli bardaklarda çaylar ikram etmeliydim.Sabahları hırkamı omzuma alıp komşuya kahve içmeye geçmeliydim.Patlıcan, biber kızartmalı, reçel kaynatmalıydım.Akşamları özene bezene sofrayı kurmalıydım.Kocam ajansı dinlerken ben lafa girmeliydim, o, "Sus hanım bi dakka"demeliydi. Böyle dese de beni çok sevmeliydi. O uyuklamalı, ben bulaşık yıkamalı, çocuklar ders çalışmalıydı.Bazen akşam oturmasına komşular gelmeliydi. Öyle haremlik selamlık gibi değil ama kadın erkek ayrı oturmalıydık. Erkekler memleketi kurtarırken biz bütün kasabayı dilimizden geçirmeliydik. Herkes birbirinin kocasına, karısına "Falanca Bey","Filanca Hanım" diye hitap etmeliydi.Yanlışlıkla bacağımız, göğsümüz biraz açılıverse yüzümüz kızarmalı, hemen toparlanmalıydık.Kocam kırk yılda bir, bir tek atmalı, neşelenip bir hicaz şarkı mırıldanmalıydı.
Şehvetten uzak şefkate yakın bir cinsel hayatımız olmalıydı.Gözümüzü birbirimizde açmış olmalıydık, öyle de sürüp gitmeliydi.Harama uçkur çözmemeliydik.Zaten etrafımızda evli ba rklı komşularımızdan başka kadın olmadığından...Dükkánda çelimsiz çıraktan gayrı, öyle sekreter falan çalışmadığından...Ortalıkta gidilecek bar mar bulunmadığından...Mankenler bizim kasabaya uğramadığından...Ve de kocam, efendi bir adam olduğundan beni aldatamazdı."
* * *
"Tamam, abarttım biraz. Belki de böyle bir aile yapısı örneği kalmamıştır artık.
Ama, acaba diyorum... Buna benzer bir hayat tarzı beni daha mutlu eder miydi? Kendim de dahil uçuk kaçık insanlardan gına geldi artık.Normalliği özlüyorum.Özgürlüğün tadını çıkaralım derken suyunu çıkardık galiba.Herkes çok zeki, çok akıllı, çok bilgili, çok şu, çok bu. Ve de çok mutsuz. Depresyona giren girene. .Çokbilmişliğin kimseye bir faydası yok galiba..."

Pakize Suda

*******************************************************************************

İşten güçten sıkıldığınızda aklınıza gelsin bu tablo (tabi hoşunuza gittiyse)...


25 Mayıs 2009 Pazartesi

Melih ve Gülay evlendiiiii :-)

Canım kuzenimi de 23 mayısta everdik sonunda :-) allah mutlu mesut etsin inşallah, çok mutlu olsunlar sağlık ve huzur içinde yaşasınlar. darısı tez zamanda kalanların başına :-)
gecemiz çok güzel geçti, çok şirin bir yerde yemek vardı, canlı müzik.
http://www.nar-restaurant.com/ hem servis, hem canlı müzik ekibi çok iyiydi. kurtlarımızı döktük doya doya. yapımda ve yayımda emeği geçen herkese teşekkürler ( pişt kızlar size diyom :-) )

20 Mayıs 2009 Çarşamba

Melih ve Gülay'ın kına gecesindeydik...


Arkadaşlar sanmayın ki elimde pullu mendilim o kına gecesi senin, bu kına gecesi benim geziyorum. vallahi yok böyle bir şey, arada bir sürü olaylar oluyor ama ben bloguma yazana kadar konu eskiyor ve hevesim kaçıyor. mesela 1-3 mayısta mardindeydik. mardin, batman, hasankeyf, midyat, nusaybin ve diyarbakırda son buldu gezimiz. güzeldi yani ama oradan da fotoğraf koymayı ihmal ettim.
neyse konumuza gelelim dün gece kına gecesindeydik yine :-) bir şey farkettim bizim grup için zaman mekan önemli değil, kendi kendimize eğlenebiliyoruz.
Cumartesi günü nikah ve akşamda yemeğimiz var. Allah mesut etsin inşallah.
haftayada kutlu mutlu şenlik haftası ilan edeceğim :-)...

25 Ocak 2009 Pazar

Dr. Melike'nin kınası :-)



Geçtiğimiz hafta çarşamba günü Dr. Gül Hanım, Dr. Melike Hanım, Aslı, Tuğba ve ben hep birlikte taksim dilek pastanesindeydik. Melike için bir nevi bekarlığa veda yemeği gibi bişey yaptık. çok güldük çok eğlendik. Sonunda Melike'nin asla ama asla yapmayacağı hatta aklından bile geçirmeyeceği bir şey yaptık, kırmızı başörtüsü kırmızı eldivenler ve kına hazırladık ve bir anda ortaya çıkardık önce ne olduğunu anlamadı tabi, sonra tuğba başörtüsünü kafasına atınca şoka girdi :-) üstüne ağ atılmış yavru ceylan gibi çırpındı durdu. sonra baktık ki bayılacak heyecandan ortadan kaldırdık. ama bu bütün gece gülmemiz için yeterli malzeme verdi bize. sonradan yavaş yavaş açılan kurbanımız, şokun etkisiyle "yarın elime hastanede yakarsınız, lüften yeter "diye eline kına yaktırmayı kabul etti :-) 1 şubatta evlenecekler. Allah mesut etsin inşallah...

1 Ocak 2009 Perşembe

yeni yıl, yeni yıl, yeni yıl.....

Merhaba,

bu yıl da Nil Karaibrahimgil'in yeni yıl mesajını ekleyeceğim buraya, ama ondan önce herkesin yeni yılını kutlamak istiyorum. söz veriyorum bu yıl bloglarımla daha çok ilgileneceğim. ha tabi daha yeni blogumdan söz etmedim size çünkü halaaaaa yapım aşamasında.bişeyler ekledikten sonra onunda duyurusunu yapacağım. Geçen yıl hem çok güzel olaylar oldu hemde üzücü. Ama olsun biz yinede güzel şeyleri hatırlayalım. meselaa emir ve oğuz geldi. sonra bir sürü düğün, nişan oldu. çok bereketli bir yıldı. ne diyelim aynı bereket bu yılda sürer inşallah, herkes işinde gücünde mutlu olur, bekarlarımız evlenir, evlenenlerden güzel haberler gelir inşallah :-)


"NİL KARAİBRAHİMGİL'DEN ŞARKI TADINDA YENİ YIL MESAJI!


Dilerim olsun

Dönüp dönüp aynı noktaya gelen gezegenlerinin, bu turunu kutlayıp, fişekler patlatan, kalpleri umut bağlayan tek tür biz miyiz acaba bu evrende?

Lunaparktaki balerine biner gibi değil miyiz?

Aslında bir şey başlatmak istesek, üzerine bindiğimiz şeye değil de, o ana ve o isteğe güvensek daha doğru olmaz mı?

Tamam tamam, bugün ocak bire dönüşecek. Benim geçen seneki gibi, bir yeni yıl duasına çıkmamı bekleyenler olur. Zaten, güzel dilekler için her bahane kullanılsın.

Yeni bir günü olsun isteyen, buyursun.

Yeter ki, her dönüşün istediğimiz anda başladığı bilinsin.

Dünya kafasına göre takılsın.

Dilerim:

Başucunda teklemeyen bir saat, bilincinde keskin bir ışık ve ruhunda bir battaniye dursun.

Yerde hep, seni istediğin yere götürecek bir çift terlik olsun.

Karanlığın kısa sürsün, ılık olsun.

Tünel olmuş olsun, aydınlığa çıksın.

Güneş her gün doğudan gelip, gözüne girsin. Girsin ki, seni yeni bir şeye uyandırsın.

Her gece, içinde güzel masallar dolansın. Sustuklarında gözlerin kapansın.

Dudağına bir tebessüm yapışsın.

Duvarda, başkalarına, sahip olduklarından daha fazlasını vermek için, bir plan asılsın.

Her şey ona göre yürüsün.Lavabodan aksın gitsin kıskançlık, endişe, haset, kibir ve kin.

Korkuların, tüllerini havalandıran rüzgar olsun.

Korkmayan yok, korkuyla yelken açan az. Bırak, odana girsinler.

Hiç aramadıklarını çaldıracağın, kalp kazanarak kapatacağın bir telefon dursun masada.

Ve bir liste önünde. Kısalsın bitsin.

Kendi üzerini çizmen yeterli. Sana hep ilk hoşgeldini ve en son hoşçakalı diyecek olan, ayaklarının altında duran o paspasın, en değerli varlığın olduğunu unutma. O paspas ki, çamurunu siler ve içeri buyur eder. En yakınındır o, hergün kıymetini bilerek bas ona.

Odanı hep havalandır, kapısını hep açık tut ve perdeleri kapatma.

Hava nasılsa kapanıcak arada. O zaman da tüneli hatırlarsın. Bu dönüşün kutlanmaya değer olsun.

Zilini sürprizler çalsın.

Bu dilekleri okuyan isterse, bunları bana da dilesin. Bu hanede tek kuralı bu olsun.

Yazan : NİL KARAİBRAHİMGİL"

yine eline sağlık olsun... :-)

20 Temmuz 2008 Pazar

gelenler..., gidenler...

güzel haberlerle geri geldim, tabi tam tarihlerinde yazamadım ama, ancak fırsatını bulabildim.


Hoşgeldiniz çocuklar...
Allahım ömrünüzü uzun talihinizi açık etsin...





11 temmuz 2008 cuma sabahı paşalarımız Emir ve Oğuz geldi çok şükür, hem annemiz hem bebişler gayet iyiler (maşallah).


Sonrasında da 13 temmuz 2008 pazar günü İklim ve Erdem evlendiler, ve 2 gün sonra Texas a uçtular.


Güle güle çocuklar...

Allahım sizinde talihinizi açık etsin, hep bir arada olun ve hep böyle gülün olur mu?
Şimdilik bu kadar benden umarım yine güzel haberler yazarım buraya... görüşmek üzere...

13 Haziran 2008 Cuma

sonunda evlendik :-)

arkadaşlar merhaba,

evet sonunda evlendik ve koşturmamız biter diye düşündük ama bittimi HAYIRRR !!!... :-)

nikahtan sonraki haftada koşturmalarımız devam etti, ben nikah fotoğraflarımızın dış ortamda çekilmesini istedim. Mert'in fotoğrafçılık kursundan hocası Serhat Abi de sağolsun Büyükadaya gelip bizim fotoğraflarımızı çekti. ( sitesi http://www.temmuzagustos.com/, ziyaret edin derim ) ellerine sağlık çok güzel fotoğraflar çekti, ben tabi meraktan çatlayacak duruma geldiğim için bize üsttekileri mail attı. diğerlerini artık evimize gelen misafirlere göstereceğiz :-) sonraki hafta balayına çıktık.( http://www.royalcaribbean.com/ ) Barcelonadan kalkan gemimiz Cannes, Floransa, Roma ya uğradı ve Barcelona ya geri döndü. sabahları limana yanaşıyor bütün gün limanda kalıyor ve akşam yine yola çıkıyor, ama tabi gezilecek yerler ile limanın arası uzak olduğu için hep başka araçlara binmek gerekti, ve aman geç kalmayalım, aman gemiyi kaçırmayalım derdi oldu. ama değerdi doğrusu. şiddetle tavsiye ediyorum bu geziyi arkadaşlar. ama sayılı gün hemen bitti. şimdi Büyükada'dayız. son haftamızı da burada geçiriyoruz. tatil fotoğraflarımız o kadar çok ki buraya hepsini ekleyemem, bir iki tanesini ekliyorum. daha anlatacak çok şey var ama daha sonra...

sevgiyle ve sağlıklı kalın...

17 Mayıs 2008 Cumartesi

evleniyoruz... :-)


eee yuh bana demek istiyorum, değil nişan resimlerini buraya eklemek, davetiyemizi koymaya vakit bulamıyorum. günler su gibi bile geçmiyor, daha da hızlı yaaa, vakit yok, hiç birşey için vakit bulamıyorum. ama nikahtan ve evimize iyice yerleştikten sonra ciddi ciddi bu düğün organizasyon işlerine yönelmeyi planlıyorum. insanın kendisinin olunca daha fazla şey öğrenebiliyor. merak etmeyin arkadaşlar artık her konuda bende burdayım yani.

neyse davetiyemizi ekleyeyim ve artık kaçayım. malum evlilik mevsimi açıldı artık, arkadaşlar, kuzenler falan. şimdi gitmeliyim ama dönünce Esin ve Uğraş'ın resimlerini koyacağım.

görüşmek üzere...

15 Ocak 2008 Salı

NİŞANLANDIK... :-))


Mertimle 13 ocak günü nişanımız vardı, çekirdek aile ve yakın dostlarla nişan yaptık (yaklaşık 110 kişi gibi). çok eğlendik, çok güldük. daha çok az fotoğraf elimde olduğu için şimdilik bir tanecik ekliyorum yenileri geldiğinde daha da ekleyeceğim. Helen tarzı elbisemi mutlaka koymalıyım buraya :-)
şimdilik bu kadar devamı geldiğinde uzun uzun yazarım...
sevgiler...

21 Aralık 2007 Cuma

İYİ BAYRAMLAR

Bu mail Selim Abi'den geldi, çok güzel bir bayram tebriği olduğunu düşündüm. ve sizler için kopyaladım. İyi bayramlar...




Çok eskidendi belki el öpmeler,
kenarı dantelli mendiller içinde şekerler,
avuca zor sığan kocaman 2,5 liralık bayram harçlıkları...
Postacının getirdiği,
uzaktaki dostların bayramı kutlayan bayram kartları...
Aniden yok oldular,
yittiler eskilerde bir yerlerde...
Yıllarca sadece seyahate gidenler
tesadüfen karşılaştılarsa kutladılar birbirlerinin bayramlarını.
Artık bayramlar sadece birer "fırsat" oldu,
yorgun bedenlerin dinlenmesi için...
Ve birgün sanal alemle tanıştık ve yeniden hatırladık
bayramlaşmanın keyfini...
Kenarı dantelli mendiller,
parlak kağıda sarılı şekerler,
madeni 2,5 liralik bayram harçlıkları yoktu belki
ama bir küçük haber vardı dostlardan;
uzun süredir karşılaşmadığın,
hala aynı adreste olup olmadığını bilmediğin...
Sanal da olsa hatırlandığını,
unutulmadığını öğrendiğin...
...ve eski, tek yaprak bayram kartlarında yazıldığı gibi:
İYİ BAYRAMLAR

28 Kasım 2007 Çarşamba

Can Dündar'ın yazısı

Sevgili arkadaşım Medine göndermiş bu maili, hemen paylaşayım istedim sizinle.

"Hayat ne?

Rahmetli Vehbi Koc ile yapilan bir televizyon roportajiydi. Yillar once..."Param var, malim var, sanim ver, mevkim var; ama gel gor ki, iki kasikbulgur, bulgur pilavi yiyemiyorum" demisti uzuntuyle. Domatesli bulgur pilavinin yaninda tursu ve sogan cok uzun zaman once yasak edilmisti unlu isadamina. "Cok sukur bugunleri de gordum ama..."diye konusmasini surdurenunlu sanayici "dunyanin en kudretli adami da olsan fark etmiyor..."diye eklemisti. Bir sogan, bir bulgur bazen nelere bedel oluyor
Emel Sayin'in hayatinin anlatildigi bir programdi. Cok genc yasta baslayan yolculugunda gucu, basarisi ve isiltisindan sonra bugun geldigi nokta konusuluyordu. Pek cok kadinin yerinde olmak istedigi guzel, basarili ve unlu sanatci"Bir tek seye sizliyor icim... Keske bir cocugum olsaydi"derken gozleri dolu doluydu. "Bana hep daha cok gencsin, once isin, once sanatin, daha sohretin basindasin dediler. Ama keske kimseyi dinlemeseydim. Keske kimseyi dinlemeseydim..."
Gani Mujde ile soylesi yaptigim bir programdaydik. "Cok kucuktum vebabam kendi kosullari icinde beni simartmaya ugrasiyordu" diye basladi anlatmaya."Bir bayram arifesiydi. Galiba kendi takim elbisesini verip bana bir elbise yaptirmis. Cok mutluydu o bayram; bana bir sey giydirebildigi icin. Ama ben elbiseden hic hoslanmamistim. Aglamaya basladim, ben bu cirkin seyi giymem diye. Babamin bana bakisini hic unutamam. Galiba en fazla alti yedi yasindaydim. Birden hic beklemedigim bir sey oldu ve babam bana hayatimdaki ilk ve son kez cok siddetli tokadini atti. Cok gucenmisti bana. Aradan yillar gecti. Simdi Istanbul'un guzel manzarali evlerinden birinde oturabiliyor ve istedigimi alabiliyorum. Babam oldukten sonra bir gun,babamin o bakisi geldi aklima. Keske geri donup o sayfayi silebilsem,oyle isterdim ki... Babami mutlu edebilseydim."
Uzerinden cok zaman gecti ama yine de tereddut ettim simdi yazip yazmamakta... Bir cesaret yaziyorum; Yesim Salkim-Uzan idi o zamanki soyadi-Levent'te yesil bir villada, gorkemli mobilyalarin icinde gorkemli duvarlarin arasinda ve gorkemli bir masanin ardinda oturuyordu. Yapmak istediklerini anlatirken, cok cok uzun siyah saclari kollarini, belini,boynunu ortuyordu ve gozlerinde adini tam da koyamadigim bir siyah seyvardi. Keder? Yalnizlik? Ofke? Yorgunluk? Her sey, hersey elininaltindaydi ama mutsuzdu besbelli... Sonra zaman gecti. Soyadlarindanbirinisildi. Saclarini kestirdi. Gecenlerde bir aksam gordum onu. O benigormedi.Yan yanaydik oysa. Gecip gittik birbirimize degmeden. Kisacik saclari,gecenin karanligina ragmen isildayan gozleri vardi. Sevdigi adamin,kocasinin elinden tutmus, deniz kenarina dogru yuruyordu. Yanindan gecip
kendi yoluma devam ederken dusundum de...
Hayat bu kadar basit bir seydi iste. Yaptiklarimiz, yapmak istediklerimiz,ozlediklerimiz, pisman olduklarimiz, onardiklarimiz, onaramadiklarimiz...Hepsi basit, minicik seylerdi ama ulasamadikca, cozemedikce, yenemedikcebize kocaman geliyordu.Kitlelerin sevgisi, para,un, guc... Hicbiri, hicbiri bedel olamiyordu,ozlemini cektigimiz o sey her ne idiyse...
Bir cocuk,
Sevildigini bilmek,
Bir vicdan rahatligi,
Bir tabak pilav,
Bir saglikli nefes...
Hayat bu iste;
basit, kucuk bir hadise...
Can DUNDAR"

21 Ekim 2007 Pazar

sözlendikkk :-)
















Mertim ve ben dün gece sözlendik... çok keyifli geçti, onlar ailecek geldiler (kumam da bu aileye dahil tabiki) , güzel yemekler yedik, güzel sohbetler edildi, ve beni babamdan istediler, o da hazırda bekliyomuş gibi hemen verdi beni :-) ben zaten isteme olduktan sonra yapmam gereken bir hareketi (yani çikolata tutma hareketini), kahveyle iyi gider diye bir güzel kahveleri verince çikolataları da ikram ettim. anlayın artık. sonra resimler çekildi ve gittiler. (Allahım nazardan saklasın, gözü olanın gözü çıksın, ve tüm herkese hayırlısını nasip etsin inşallah...)



Ama sonra sabah kalktık, babamın dün eniştesi vefat ettiği için annemler, amcamlar falan köye gitmek için yola çıktılar ve trafik kazası geçirdiler. çok şükür ki hiç birinde ciddi bir olay yok, ezikler, burkulmalar, sıyrıklar falan var. Ama çok korktuk....



Neyse diyip şükrettik daha fazlası olmadığı için. Hayat çok kısa arkadaşlar ve çokta nankör, bir anda satabilir sizi kötü bir olaya. O yüzden hep mutlu olun, huzurlu bir yaşam seçin, öyle çok paralar kazanıcam diye ömrünüzü işe adamayın. "GEÇİNMENİZİ SAĞLAYACAK KADAR PARA YETER" fazlasına gerek yok.


Salak yaşamayın yani, gezin, yiyin, için. çünkü tıpkı Hakan Beyin dediği "yaşayacak çok az zaman, ve yapacak o kadar çok şey varki, nasıl sığdıracağım bu hayata?"


Hepinizi çok seviyorum....




7 Ekim 2007 Pazar

erkek güzeli...

Son günlerde sürekli bu şarkıyı dinler oldum. ne güzel anlatıyor bu kadın hislerini yaa.


"Gözlerim gözlerine kitlenir
Doyamam seyretmelere seni
Özlerim bir kaç saat fazla gelir
Yağızım yiğidim erkek güzeli
Gel de eğ, eğ şu asi başını
Kaçırma gel şu olgun yaşımı
Anladım korkunu telaşını
Görünce çakmak çakmak yeşillerini
Seni pamuklara sarmalar sararım
Ne bedel isterim ne hesap sorarım
Ne sitemle güzel kalbini yorarım
Sakınma tatlı dillerini
Ben yazdım ben bozdum
Kaç sevdayı gezdim
Aşkın aslını sezdim
Hadi gel al sonuna kadar
Sonuna kadar, sonuna kadar al al...
Seni pamuklara sarmalar sararım
Ne bedel isterim ne hesap sorarım
Ne sitemle güzel kalbini yorarım
Sakınma tatlı dillerini..."

Sezen Aksu...

28 Eylül 2007 Cuma

Kızlarla iftardaydık :-)


Dün akşam hastanedeki arkadaşlarımla iftara gittik, daha doğrusu haftabaşında bölümcek karar verdiğimiz iftar yemeğine "kalan sağlar " olarak aşağıdaki ekiple gittik. (Tanımayanlar için soldan sağa: Ben, Tuğba Nur (küçük tuğba), Tuğba (Büyük tuğba) ve Aslı...


Çok eğlendik, çok yemek yedik, tatlıya yer kalmadı diye üzüldük ama kahve içip telafi ettik. Sonrasında ben denizotobüsüyle eve döndüm, yol boyunca dolunayı izledim, süperdi. Ama bir türlü fotoğrafını çekemedim diye kahroldum :-( şimdi gözüm camda, gecenin ilerleyen vakitlerinde balkon tarafına gelecekve umarım bu sefer çekeceğim fotoğrafını.

21 Eylül 2007 Cuma

esincimm... :-)

canım arkadaşım demiş ki , "neden bloğuna bişeyler yazmıyosun? her açtığımda aynı şeyler ama yaaa"...

bende bizim için çok anlamlı, eski günlerimizin anısına bir hikayeyi yazmak istedim. (ama illa daha konudan çok etkilendim ders almalıyım diyeniniz varsa buyursun alsın, bizim derdimiz başkaydı bu hikayeyle)

esincim, sevgilerimle :-)

"Günlerden bir gün diyelim ki bir yaz...
Kırlangıcın biri bir adama aşık olmuş. Ve adamın penceresinin önüne konup adama şöyle demiş:- " Ben seni çok seviyorum lütfen pencereyi açıp beni içeri al da birlikte yaşayalım."
Adam :- " Olmaz alamam... Sen bir kuşsun hiç bir kuş adama aşık olur mu?..."
kırlangıç bir süre sonra tekrar gelmiş:
- Lütfen pencereyi açıp beni içeri al birlikte yaşarız. Hem ben sana dost ve arkadaş olurum canında sıkılmaz birlikte yaşar gideriz...
Adam yine:- " Olmaz alamam...Git başımdan" diye cevap vermiş.Zaman geçmiş... Sonbahar yaklaşmış... kırlangıç üçüncü ve son defa penceresinin önüne konup adama tekrar şöyle demiş:
- " Lütfen beni içeri al... Artık soğuklarda başladı, dışarıda kalamam biliyorsun ben sıcak havalarda yaşayabilirim sadece... beni içeri almazsan başka sıcak ülkelere gitmek zorunda kalırım. Lütfen beni içeri al da burada kalayım. Birlikte yemek yer omuzuna konar seni neşelendirir sana yarenlik ederim. Hem sende benim gibi yalnızsın..."
Adam - Git derhal başımdan!... Ben yalnız kalırım" demiş ve kuşu kovmuş... kırlangıçta bu cevap üzerine üzüntülü bir şekilde uçmuş ve uzaklara gitmiş... Adam kırlangıç uzaklara gittikten sonra düşünmüş:
- Ben ne aptal, ne kadar akılsız bir adamım, niye kırlangıçla birlikte kalmayı kabul etmedim? Ne güzel birlikte kalırdık demiş kendi kendine ve çok pişman olmuş. Pişman olmuş ama iş işten geçmiş. Kendi kendine
- Nasıl olsa sıcaklar başlayınca kırlangıcım yine gelir bende onu içeri alır birlikte mutlu bir hayat sürerim, demiş.Ve penceresini sonuna kadar açıp beklemeye başlamış. Yazın gelmesiyle kırlangıçlarda gelmeye başlamış. Ama onun kırlangıcı gelmemiş. Yazın sonuna kadar hiç penceresini kapatmadan pencerenin başında beklemiş ama boşuna....kırlangıç yokmuş. Gelen kırlangıçlara sormuş ama onun kırlangıcını gören olmamış. Sonunda bir bilge kişiye halini danışmak ve ondan bilgi almak için gitmiş. Bilge kişiye olayı anlattıktan sonra bilge kişi ona şöyle demiş:
- K ı r l a n g ı ç l a r ı n ö m r ü 6 a y d ı r . . .
Hayatta bazı fırsatlar vardır, ömründe bir defa eline geçer ve değerlendiremezsen uçup gider... Hayatta bazı insanlar vardır, ömründe bir kez karşına çıkar ve fark edemezsen, değerini bilemezsen, uçup gider... Ve asla geri gelmezler... Dikkatli olun... Farkında olun... Ve bir düşünün acaba kaç kırlangıcı kovaladınız pencerenizden bugüne değin..."

20 Ağustos 2007 Pazartesi

Bloğum "kendin pişir kendin ye" değilmiş :-)

evet evet hakkaten öyle değilmiş, bende kimse okumuyo nasılsa, niye yazıyım ki kendi bildiğim şeyleri ne gerek var diyodum ama öyle değilmiş. okuyorlar ve yeni şeyler eklemediğim için kızıyorlar :-) çok sevindim. madem öyle buyurun bakalım gelişmeler...

kronolojik sırayla değil ama...
** öncelikle memurum artık. sonunda kpss yi kazanıp bir yere yerleştim (çok şükür)
artık istanbul eğitim araştırma hastanesi PATOLOJİ laboratuvarındayım. her ortamda olduğu gibi kıllar var ama geneli o kadar iyi ki o bi-iki taneyi gözüm görmüyor. mutluyum yani.


***HAKAN BEY evlendiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii :-) Medinecim resimleri bekliyodun, işte buyur bak doya doya. çok eğlendik, o kadar uzun zamandır görüşmediğimiz insanlar vardı kii. sanki hakanla sezinin nikahına değilde patoloji çayına gitmişiz gibi oldu. çok keyifliydi. umarım sezin onu çok mutlu eder ve kıymetini bilir, çünkü buna değecek biriyle evlendi.
Onlar ermiş muradına (Bu arada hakan beyin göbek adı murat :-) ) ...








17 Haziran 2007 Pazar

canım arkadaşımm nişanlandı...









Canım arkadaşım ve uğraşcım nişanlandılar dün gece, allah nazardan saklasın ikinizide...

esinim o kadar güzeldi ki anlatamam (maşallah)... allah tamamına erdirsin bizede nasip etsin AMMİİİİİNNNN :-)

anlatacak ne çok şey var...

anlatacak o kadar çok şey, anlatacak o kadar az zaman varki... kronik yorgunluk sendromum bu günlerde azdı yine. o yüzden çok hevesle anlatmak istediğim şeyleri özet geçmek zorundayım.
2-10 haziran arası bursadaydım, oradaki hastanede çalıştım. çok değişik günler yaşadım, ömrümde ilk defa lojmanda kaldım, 12 kişi ile aynı evi, banyoyu, mutfağı, tv yi paylaştım, çok eğlendim. hatta orada tanıdığım bir hemşireden (Meryemcim) çok büyük bir iyilik gördüm. sağlık bakanlığı kadroları açılmış ve bunlar tercih yapıyorlardı, ben olaydan habersizdim. sonra bu bi akşam yanıma gelip, sende tercih yapsana dedi. ben patoloji yok zannediyodum, kız klavuzu getirdi önüme. o gece çok düşündüm. sonra annemlerle mertle konuştuk, tercihleri yaptık. inşallah hayırlısıyla kazanırsam o kız için çok dua edicem. sonra orada işten eve erken gelme keyfini, yorgun olmama keyfini, sabah işe gitmek için 7:45 te kalkma keyfini yaşadım. değişik insanlar tanıdım, hayatım için şükrettim. sahip olduklarım için. sonra hastanedeki dr Eylem hanım benimle ilgilendi, bizi gitmek istediğim yerlere götürdü sağolsun. Aynı hafta nevin ablanın yeğenlerinin sünnet haftasıydı, kınaydı düğündü derken eğlendik bayaaaa... :-) o hafta bursada olmak benim için çok iyi oldu anlayacağınız. sonrasında gelipte istanbulda 1 hafta deli dana gibi çalışınca orada aldığım kararlar için hiç pişmanlık duymadım. öyle işte. hızlı geçiyo vakit, ömür gidiyo, bi yerlerde bişeyleri yaşamadan vakit geçip gidiyo. bide bakmışız yaşımız almış başını gitmiş. ömrümü işe adamayacağım. iş sadece geçinmem için gereken parayı kazanacağım bir araç olacak. artık böyle...

24 Mayıs 2007 Perşembe

Döndümmmm.. :-)

kafanızda nereye döndün? nereden döndün? gibi sorular oluştu değilmi? evet başlığı atarken bende de oluştu aynı sorular...hayata döndüm diyebiliriz. yani şöyleki çok yoğun çalışma tempom, sevgili doktorların izin kullanmaya başlamasıyla bayaaa hafifledi. tabi 10 günlük bir süre bu ama olsun. ben bu arada bloğumu nekadar ihmal ettiğimin farkına vardım. ama merak etmeyin herşeyi anlatıcam teker teker. şimdilik bu kadar. bu arada herkesi çok özledim yaaa...

3 Mart 2007 Cumartesi

Günaydınn...

Herkese günaydınn,

çok anlamsız bir hafta geçirdikten sonra (haftasonununda aynı şekilde geçmemesi dileğiyle tabi) bloğumla ilgileneyim dedim biraz. Gerçi kendin pişir kendin ye modunda oldu biraz ama inanıyorum zamanla takipçilerim artacaktır :-(. 2 gündür Tolga Futacı'ya takmış vaziyetteyim. Geçenlerde annemle tv de, kendini hırpalarcasına şarkı söyleyen bir grup insanı görünce, ya "akademi Türkiye"de bi çocuk vardı, nasıl güzel söylüyodu, bunlar ne böyle, yine öyle insanlar bulsalar keşke... diye konuşurken, bu sefer "o" çocuğun adı aklıma gelmedi bir türlü, en sonunda bu konularda üstüne tanımadığım, engin bilgili kuzen meloşa sordum, hemde gecenin 11 inde, meloş saniyesinde geri döndü, "Tolga Futacı canım " dedi. eeevvveeettt dedim ve hemen mp3 varmı baktım. 1 şarkısını indirdim. Annemle dinlemeye doyamadık, o yüzden bugün gidip CD sini alıcam. Sırf bu çocuk ilk gözağrısından korsan yüzünden nasibini almasında, para kazansın daha çok albüm yapsın bizde doya doya dinleyelim diye.
bakın http://www.tolgafutaci.com/ . parlak çocuk değilmi... :-) maşallah...

25 Şubat 2007 Pazar

Esincimm


Esincim, kuşum bu resim senin için. inşallah cumartesi günü canlı canlı görüşeceğiz. öpüyorum seni...

güneşli ve güzel bir pazar günü

Ay nasıl güzel ama soğuk bir pazar günüydü dimiiiii :-) bizde tipik İstanbul'lular gibi kendimizi dışarı vurduk, börtü-böcek-deniz üçlüsünü ziyarete gittik. ama çok esiyordu (resimde gördüğünüz gibi, bu arada saçlarıma dikkat lütfen :-) )
Rüzgara rağmen yürüdük yürüdük yürüdük, ağaçlar çiçek açmış yaaa bakarmısınız...ve tabikiiiii papatyalarrrr gelmişşşş... :-)

Anlayacağınız güzel bir pazar günü geçirdim. Uzun zamandır çok bunalmıştım, iyi geldi. Sevdiğim bugün çok mutlu etti beni :-))

hepinize mutlu ve sağlıklı haftalar diliyorummm...

24 Şubat 2007 Cumartesi

Selincimmmm

Dün gece çok enteresan bir rüya gördüm, Selincimin 18 yaşındaki halini gördüm. o kadar güzel ve zarif bi genç kızdı ki anlatamam. kendiminde 41 yaşındaki halini gördüm :-) çok enteresandı yaa, selinin saçları yine sarı tıpkı şimdiki gibi ama beline kadar uzun, hafif bir dalgası vardı, yukardan iki yana balıksırtı örülmüştü, hafif pembe bi makyajı vardı. ama çok güzeldi. zayıf ama çelimsiz olmayan, dolgun bi vücudu vardı. 1,60-1,65 civarı bi boyu vardı. ben onu karşılamaya gitmiştim havaalanına. dış hatlardan almaya gitmişim güya, (sanırım yurtdışında okuyacak).
bende 41 yaşımdaki halimde daha zayıftım, daha yaşlı, yani yüzüm daha olgun, saçlarım omuzlarımın biraz altındaydı, ama süper bi alev kızılıydı. üstümde etek ceket takım vardı. koyu füme. çok değişikti yani. özellikle kendimi görmek çok garip geldi bana. (bilirsiniz rüyalarım bana çok şeyi anlatır aslında. sadece yorumlamam biraz zaman alır.) ya keşke rüyamızda gördüklerimizi bir yere kaydedebilsek, yada resimlerin çıktılarını alabilsek. ne güzel olurdu. böylece 15 sene sonra ben bu resimle gördüklerimi karşılaştırabilirdim. neyse beyin fırtınası yaptım yine. artık işimin başına dönmeliyim.
görüşmek üzere...

18 Şubat 2007 Pazar

off vakit çok çabuk geçiyo yaa

arkadaşlar,

size yarını bekleyin dedim ama günlerdir bir türlü vakit bulupta yazı yazamadım, aslında diyeceğim şey saçlarımı turuncu yaptığımdı ancak resim daha çektiremedim. inşallah çektirdiğim zaman hemen buraya koyacağım. şimdi biraz vakit buldum ve bloguma bişeyler eklemeye çalışıyorum. biraz daha sosyal olsun dimi. en kısa sürede görüşmek üzere...

4 Şubat 2007 Pazar

???

arkadaşlar süper olduğuna inandığım bişey yaptım, ama şimdilik bahsetmiyorum çünkü yarın sevdiğime gösterdikten (ve de resim çektirdikten ) sonra sizlerle paylaşacağım. yarını bekleyin... :-)

3 Şubat 2007 Cumartesi

mimlendim...

Bengücüm beni blogunda mimlemiş arkadaşlar, Bunun için benim bilinmeyen 5 özelliğimi yazmam gerekiyormuş... hımmm ben bunu biraz düşünmeliyim...

kışşşşşşş :-)

Bilenler bilir ben kışı çok severim(dim) . Öyle böyle değil hemde çok severdim daha doğrusu. Taki hayatımın 3 yılını gasp eden "eski şirket"e kadar. işte orada kıştan nefret etmiştim. Ama son zamanlarda yine sever oldum. Bide bu sabah kar yağıyodu uyandığımda:-), bi yazıda okumuştum "kar yağarken mutlu oluyorsanız hala umut vardır sizde" diye. evet , ben hala kar yağarken mutlu olanlardanım...

Bu arada Bengüüüüü seni çok özledimmm :-)

20 Ocak 2007 Cumartesi

Günaydınnn :-)

Muhteşem bi kış günü. Yani lodos sonrası hava tertemiz, ve buz gibi. sabah sabah mis gibi ( ama çok soğuk) havayı ciğerlerime çekince mutlu oldum. Malum bu hafta hep sis vurmuştu bizi. Sabah güneş doğarken boğazdan geçmekte çok güzel oluyomuş, lacivert deniz, pembe-sarı gökyüzü, Sultanahmet'ten Sarıyer'e kadar net ve harika bir manzara bir araya gelince ne uyku kaldı bende ne bişey. Mutlu geldim hastaneye :-)... Az önce nette gazete okurken bi haber gördüm. Hürriyet Gazetesinden Zeynep Albayrak hazırlamış haberi. Doğal taşlar (pek severim bilirsiniz). Buyrun sizde okuyun. güzel bi gün diliyorum hepimize...

"Gelelim burçların değerli taşlarına. Aslında bu konuda tam bir netlik yok. Zira her kaynağa göre, burçlara uğur getirdiği belirtilen değerli taşlar, değişkenlik gösteriyor.Fakat belli taşlar pek çok kaynakta, aynı burç için ortak olarak belirtilmiş. Örneğin turkuvaz ( firuze ) taşı çoğu kaynakta boğa,ikizler,terazi ve yay burcunun uğurlu taşı olarak belirtilmiş. Belki de burada önemli olan, kişinin kendi önsezileri.Yani hangi taşın kendimize uğur getireceğine inanıyorsak, hangi taşı benimsemişsek, o taşı kullanmalıyız.Sonuçta bir şeyin yararını görebilmek için, önce inanmak gerekli.İnanmadığınız taktirde olumlu bir sonuca ulaşmak, her konuda olduğu gibi burada da imkansız olmalı.Açıkçası ben, taşların insanları olumlu yönde etkilediğini, dengeleyici hatta tedavi edici özelliklerinin olduğuna inanıyorum. Örneğin kuvars kristali yüzyıllardır tedavi ve sihir amaçlı olarak kullanılmaktaymış. Kuvarsın duygusal bir dengeleyici olduğu, negatif enerjiyi yok ettiği,insana güç ve canlılık verdiği, zihinsel olarak ta kişiyi güçlendirdiğine inanılıyor.Enerjinin simgesi olarak belirtilen bu taş, bütün burçlar için yararlı.Kuvars taşının radyasyonu uzaklaştırıcı etkisi olduğundan, özellikle cep telefonu ve bilgisayar kullanıcılarının taşıması gereken bir taş olduğu belirtiliyor. Kuvarsın birkaç çeşidi var. Bunlar,beyaz kuvars, pembe kuvars, mavi kuvars ( kalsedon ) ve dumanlı kuvars. Pembe kuvarsın diğer adı aşk taşı. Bu taşın özgüven duygusunu güçlendirdiğine,kişiye yaşama sevinci verdiğine, duygusal acıların çabuk atlatılmasını sağladığına, kötümserlik, ümitsizlik gibi duyguları uzaklaştırdığına inanılıyor.Değerli taşları kullanırken dikkat edilmesi gereken ise, taşların temiz olmasına özen göstermek.Temizlik derken, görüntü anlamında bir temizlikten değil, enerji olarak temizlikten bahsediliyor.Zira taşlar, etrafınızdaki negatif enerjiyi temizleyebilmek için bu enerjiyi üzerlerinde topluyorlar.Böylece negatif etkilerden hiçbir şekilde rahatsız olmuyorsunuz. Belirli bir süreden sonra ise, topladıkları bu negatif enerjiyi size aktarmaya başlıyorlar.Böyle bir durumda baş ağrısı ve mide bulantısı hissederek rahatsız olmanız söz konusu. İşte bunu önlemek için taşları 24 saat deniz suyunda bekletmek , ya da bir gece boyunca toprağa gömmek gerekiyor. Veya en kolayı, değerli taşınızı bir ametist kristalinin yanına bırakıp temizleyebiliyorsunuz. Bu işlemlerden sonra taşınız, yeniden kullanıma hazır demektir.Taşlar negatif enerjileri topladıkları için, üzerinizde taşıdığınız bir taşı başkasına kullandırmamanız gerekli.Yani bir değerli taşı kullanmaya başladıysanız, o taş yalnızca size özel olmalı.
Şimdi burçların uğurlu taşlarını listeleyelim;
OĞLAK BURCU : Akik, kehribar,Jasper, oltu taşı, malakit, yakut.
KOVA BURCU : Akik,ametist,kristal kuvars,lal,mavi kalsedon,yeşim,zirkon.
BALIK BURCU : Ametist, aytaşı,florit,jasper,pembe kuvars,mercan,opal.
KOÇ BURCU : Akik,akuamarin,ametist,hematit, jasper, kantaşı,sitrin,yakut.
BOĞA BURCU : Krizopras,mavi kalsedon, mavi safir, turkuaz, zümrüt.
İKİZLER : Akik,krizopras,pembe kuvars,yeşim,turkuaz.
YENGEÇ : Akik, ametist,aventurin,krizopras,kuvars,peridot (zebercet)
ARSLAN : Akik,ametist,inci,kehribar,kuvars,mavi topaz,sitrin,peridot.
BAŞAK : Akik, kaplangözü,obsidyen,sitrin,topaz,turkuaz,yeşim.
TERAZİ : Akik,akuamarin,dumanlı kuvars,lapis,mercan,opal,pembe kuvars,turkuaz, yeşim. AKREP : Ametist,kaplan gözü,lal,mercan,obsidyen,pembe kuvars.
YAY : Ametist,jasper,kaplan gözü,lapis lazuli,mavi kalsedon, eridot,sodalit,topaz,turkuaz.

Değerli taşlar, yüzyıllardan bu yana insanoğlunun kullanımı için yeryüzünde.Her taşın bir çok kültür ve dinde özel bir önemi ve değeri var.Eğer değerli taşların size uğur getireceğine inanıyorsanız,işe öncelikle burcunuza uygun taşları tanıyarak başlayabilirsiniz.Umarım bu yazı, başlangıç için yararlı olur.
Yaşantınız boyunca sağlık,mutluluk ve huzur sizinle olsun... "