21 Aralık 2007 Cuma

İYİ BAYRAMLAR

Bu mail Selim Abi'den geldi, çok güzel bir bayram tebriği olduğunu düşündüm. ve sizler için kopyaladım. İyi bayramlar...




Çok eskidendi belki el öpmeler,
kenarı dantelli mendiller içinde şekerler,
avuca zor sığan kocaman 2,5 liralık bayram harçlıkları...
Postacının getirdiği,
uzaktaki dostların bayramı kutlayan bayram kartları...
Aniden yok oldular,
yittiler eskilerde bir yerlerde...
Yıllarca sadece seyahate gidenler
tesadüfen karşılaştılarsa kutladılar birbirlerinin bayramlarını.
Artık bayramlar sadece birer "fırsat" oldu,
yorgun bedenlerin dinlenmesi için...
Ve birgün sanal alemle tanıştık ve yeniden hatırladık
bayramlaşmanın keyfini...
Kenarı dantelli mendiller,
parlak kağıda sarılı şekerler,
madeni 2,5 liralik bayram harçlıkları yoktu belki
ama bir küçük haber vardı dostlardan;
uzun süredir karşılaşmadığın,
hala aynı adreste olup olmadığını bilmediğin...
Sanal da olsa hatırlandığını,
unutulmadığını öğrendiğin...
...ve eski, tek yaprak bayram kartlarında yazıldığı gibi:
İYİ BAYRAMLAR

28 Kasım 2007 Çarşamba

Can Dündar'ın yazısı

Sevgili arkadaşım Medine göndermiş bu maili, hemen paylaşayım istedim sizinle.

"Hayat ne?

Rahmetli Vehbi Koc ile yapilan bir televizyon roportajiydi. Yillar once..."Param var, malim var, sanim ver, mevkim var; ama gel gor ki, iki kasikbulgur, bulgur pilavi yiyemiyorum" demisti uzuntuyle. Domatesli bulgur pilavinin yaninda tursu ve sogan cok uzun zaman once yasak edilmisti unlu isadamina. "Cok sukur bugunleri de gordum ama..."diye konusmasini surdurenunlu sanayici "dunyanin en kudretli adami da olsan fark etmiyor..."diye eklemisti. Bir sogan, bir bulgur bazen nelere bedel oluyor
Emel Sayin'in hayatinin anlatildigi bir programdi. Cok genc yasta baslayan yolculugunda gucu, basarisi ve isiltisindan sonra bugun geldigi nokta konusuluyordu. Pek cok kadinin yerinde olmak istedigi guzel, basarili ve unlu sanatci"Bir tek seye sizliyor icim... Keske bir cocugum olsaydi"derken gozleri dolu doluydu. "Bana hep daha cok gencsin, once isin, once sanatin, daha sohretin basindasin dediler. Ama keske kimseyi dinlemeseydim. Keske kimseyi dinlemeseydim..."
Gani Mujde ile soylesi yaptigim bir programdaydik. "Cok kucuktum vebabam kendi kosullari icinde beni simartmaya ugrasiyordu" diye basladi anlatmaya."Bir bayram arifesiydi. Galiba kendi takim elbisesini verip bana bir elbise yaptirmis. Cok mutluydu o bayram; bana bir sey giydirebildigi icin. Ama ben elbiseden hic hoslanmamistim. Aglamaya basladim, ben bu cirkin seyi giymem diye. Babamin bana bakisini hic unutamam. Galiba en fazla alti yedi yasindaydim. Birden hic beklemedigim bir sey oldu ve babam bana hayatimdaki ilk ve son kez cok siddetli tokadini atti. Cok gucenmisti bana. Aradan yillar gecti. Simdi Istanbul'un guzel manzarali evlerinden birinde oturabiliyor ve istedigimi alabiliyorum. Babam oldukten sonra bir gun,babamin o bakisi geldi aklima. Keske geri donup o sayfayi silebilsem,oyle isterdim ki... Babami mutlu edebilseydim."
Uzerinden cok zaman gecti ama yine de tereddut ettim simdi yazip yazmamakta... Bir cesaret yaziyorum; Yesim Salkim-Uzan idi o zamanki soyadi-Levent'te yesil bir villada, gorkemli mobilyalarin icinde gorkemli duvarlarin arasinda ve gorkemli bir masanin ardinda oturuyordu. Yapmak istediklerini anlatirken, cok cok uzun siyah saclari kollarini, belini,boynunu ortuyordu ve gozlerinde adini tam da koyamadigim bir siyah seyvardi. Keder? Yalnizlik? Ofke? Yorgunluk? Her sey, hersey elininaltindaydi ama mutsuzdu besbelli... Sonra zaman gecti. Soyadlarindanbirinisildi. Saclarini kestirdi. Gecenlerde bir aksam gordum onu. O benigormedi.Yan yanaydik oysa. Gecip gittik birbirimize degmeden. Kisacik saclari,gecenin karanligina ragmen isildayan gozleri vardi. Sevdigi adamin,kocasinin elinden tutmus, deniz kenarina dogru yuruyordu. Yanindan gecip
kendi yoluma devam ederken dusundum de...
Hayat bu kadar basit bir seydi iste. Yaptiklarimiz, yapmak istediklerimiz,ozlediklerimiz, pisman olduklarimiz, onardiklarimiz, onaramadiklarimiz...Hepsi basit, minicik seylerdi ama ulasamadikca, cozemedikce, yenemedikcebize kocaman geliyordu.Kitlelerin sevgisi, para,un, guc... Hicbiri, hicbiri bedel olamiyordu,ozlemini cektigimiz o sey her ne idiyse...
Bir cocuk,
Sevildigini bilmek,
Bir vicdan rahatligi,
Bir tabak pilav,
Bir saglikli nefes...
Hayat bu iste;
basit, kucuk bir hadise...
Can DUNDAR"

21 Ekim 2007 Pazar

sözlendikkk :-)
















Mertim ve ben dün gece sözlendik... çok keyifli geçti, onlar ailecek geldiler (kumam da bu aileye dahil tabiki) , güzel yemekler yedik, güzel sohbetler edildi, ve beni babamdan istediler, o da hazırda bekliyomuş gibi hemen verdi beni :-) ben zaten isteme olduktan sonra yapmam gereken bir hareketi (yani çikolata tutma hareketini), kahveyle iyi gider diye bir güzel kahveleri verince çikolataları da ikram ettim. anlayın artık. sonra resimler çekildi ve gittiler. (Allahım nazardan saklasın, gözü olanın gözü çıksın, ve tüm herkese hayırlısını nasip etsin inşallah...)



Ama sonra sabah kalktık, babamın dün eniştesi vefat ettiği için annemler, amcamlar falan köye gitmek için yola çıktılar ve trafik kazası geçirdiler. çok şükür ki hiç birinde ciddi bir olay yok, ezikler, burkulmalar, sıyrıklar falan var. Ama çok korktuk....



Neyse diyip şükrettik daha fazlası olmadığı için. Hayat çok kısa arkadaşlar ve çokta nankör, bir anda satabilir sizi kötü bir olaya. O yüzden hep mutlu olun, huzurlu bir yaşam seçin, öyle çok paralar kazanıcam diye ömrünüzü işe adamayın. "GEÇİNMENİZİ SAĞLAYACAK KADAR PARA YETER" fazlasına gerek yok.


Salak yaşamayın yani, gezin, yiyin, için. çünkü tıpkı Hakan Beyin dediği "yaşayacak çok az zaman, ve yapacak o kadar çok şey varki, nasıl sığdıracağım bu hayata?"


Hepinizi çok seviyorum....




7 Ekim 2007 Pazar

erkek güzeli...

Son günlerde sürekli bu şarkıyı dinler oldum. ne güzel anlatıyor bu kadın hislerini yaa.


"Gözlerim gözlerine kitlenir
Doyamam seyretmelere seni
Özlerim bir kaç saat fazla gelir
Yağızım yiğidim erkek güzeli
Gel de eğ, eğ şu asi başını
Kaçırma gel şu olgun yaşımı
Anladım korkunu telaşını
Görünce çakmak çakmak yeşillerini
Seni pamuklara sarmalar sararım
Ne bedel isterim ne hesap sorarım
Ne sitemle güzel kalbini yorarım
Sakınma tatlı dillerini
Ben yazdım ben bozdum
Kaç sevdayı gezdim
Aşkın aslını sezdim
Hadi gel al sonuna kadar
Sonuna kadar, sonuna kadar al al...
Seni pamuklara sarmalar sararım
Ne bedel isterim ne hesap sorarım
Ne sitemle güzel kalbini yorarım
Sakınma tatlı dillerini..."

Sezen Aksu...

28 Eylül 2007 Cuma

Kızlarla iftardaydık :-)


Dün akşam hastanedeki arkadaşlarımla iftara gittik, daha doğrusu haftabaşında bölümcek karar verdiğimiz iftar yemeğine "kalan sağlar " olarak aşağıdaki ekiple gittik. (Tanımayanlar için soldan sağa: Ben, Tuğba Nur (küçük tuğba), Tuğba (Büyük tuğba) ve Aslı...


Çok eğlendik, çok yemek yedik, tatlıya yer kalmadı diye üzüldük ama kahve içip telafi ettik. Sonrasında ben denizotobüsüyle eve döndüm, yol boyunca dolunayı izledim, süperdi. Ama bir türlü fotoğrafını çekemedim diye kahroldum :-( şimdi gözüm camda, gecenin ilerleyen vakitlerinde balkon tarafına gelecekve umarım bu sefer çekeceğim fotoğrafını.

21 Eylül 2007 Cuma

esincimm... :-)

canım arkadaşım demiş ki , "neden bloğuna bişeyler yazmıyosun? her açtığımda aynı şeyler ama yaaa"...

bende bizim için çok anlamlı, eski günlerimizin anısına bir hikayeyi yazmak istedim. (ama illa daha konudan çok etkilendim ders almalıyım diyeniniz varsa buyursun alsın, bizim derdimiz başkaydı bu hikayeyle)

esincim, sevgilerimle :-)

"Günlerden bir gün diyelim ki bir yaz...
Kırlangıcın biri bir adama aşık olmuş. Ve adamın penceresinin önüne konup adama şöyle demiş:- " Ben seni çok seviyorum lütfen pencereyi açıp beni içeri al da birlikte yaşayalım."
Adam :- " Olmaz alamam... Sen bir kuşsun hiç bir kuş adama aşık olur mu?..."
kırlangıç bir süre sonra tekrar gelmiş:
- Lütfen pencereyi açıp beni içeri al birlikte yaşarız. Hem ben sana dost ve arkadaş olurum canında sıkılmaz birlikte yaşar gideriz...
Adam yine:- " Olmaz alamam...Git başımdan" diye cevap vermiş.Zaman geçmiş... Sonbahar yaklaşmış... kırlangıç üçüncü ve son defa penceresinin önüne konup adama tekrar şöyle demiş:
- " Lütfen beni içeri al... Artık soğuklarda başladı, dışarıda kalamam biliyorsun ben sıcak havalarda yaşayabilirim sadece... beni içeri almazsan başka sıcak ülkelere gitmek zorunda kalırım. Lütfen beni içeri al da burada kalayım. Birlikte yemek yer omuzuna konar seni neşelendirir sana yarenlik ederim. Hem sende benim gibi yalnızsın..."
Adam - Git derhal başımdan!... Ben yalnız kalırım" demiş ve kuşu kovmuş... kırlangıçta bu cevap üzerine üzüntülü bir şekilde uçmuş ve uzaklara gitmiş... Adam kırlangıç uzaklara gittikten sonra düşünmüş:
- Ben ne aptal, ne kadar akılsız bir adamım, niye kırlangıçla birlikte kalmayı kabul etmedim? Ne güzel birlikte kalırdık demiş kendi kendine ve çok pişman olmuş. Pişman olmuş ama iş işten geçmiş. Kendi kendine
- Nasıl olsa sıcaklar başlayınca kırlangıcım yine gelir bende onu içeri alır birlikte mutlu bir hayat sürerim, demiş.Ve penceresini sonuna kadar açıp beklemeye başlamış. Yazın gelmesiyle kırlangıçlarda gelmeye başlamış. Ama onun kırlangıcı gelmemiş. Yazın sonuna kadar hiç penceresini kapatmadan pencerenin başında beklemiş ama boşuna....kırlangıç yokmuş. Gelen kırlangıçlara sormuş ama onun kırlangıcını gören olmamış. Sonunda bir bilge kişiye halini danışmak ve ondan bilgi almak için gitmiş. Bilge kişiye olayı anlattıktan sonra bilge kişi ona şöyle demiş:
- K ı r l a n g ı ç l a r ı n ö m r ü 6 a y d ı r . . .
Hayatta bazı fırsatlar vardır, ömründe bir defa eline geçer ve değerlendiremezsen uçup gider... Hayatta bazı insanlar vardır, ömründe bir kez karşına çıkar ve fark edemezsen, değerini bilemezsen, uçup gider... Ve asla geri gelmezler... Dikkatli olun... Farkında olun... Ve bir düşünün acaba kaç kırlangıcı kovaladınız pencerenizden bugüne değin..."

20 Ağustos 2007 Pazartesi

Bloğum "kendin pişir kendin ye" değilmiş :-)

evet evet hakkaten öyle değilmiş, bende kimse okumuyo nasılsa, niye yazıyım ki kendi bildiğim şeyleri ne gerek var diyodum ama öyle değilmiş. okuyorlar ve yeni şeyler eklemediğim için kızıyorlar :-) çok sevindim. madem öyle buyurun bakalım gelişmeler...

kronolojik sırayla değil ama...
** öncelikle memurum artık. sonunda kpss yi kazanıp bir yere yerleştim (çok şükür)
artık istanbul eğitim araştırma hastanesi PATOLOJİ laboratuvarındayım. her ortamda olduğu gibi kıllar var ama geneli o kadar iyi ki o bi-iki taneyi gözüm görmüyor. mutluyum yani.


***HAKAN BEY evlendiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii :-) Medinecim resimleri bekliyodun, işte buyur bak doya doya. çok eğlendik, o kadar uzun zamandır görüşmediğimiz insanlar vardı kii. sanki hakanla sezinin nikahına değilde patoloji çayına gitmişiz gibi oldu. çok keyifliydi. umarım sezin onu çok mutlu eder ve kıymetini bilir, çünkü buna değecek biriyle evlendi.
Onlar ermiş muradına (Bu arada hakan beyin göbek adı murat :-) ) ...








17 Haziran 2007 Pazar

canım arkadaşımm nişanlandı...









Canım arkadaşım ve uğraşcım nişanlandılar dün gece, allah nazardan saklasın ikinizide...

esinim o kadar güzeldi ki anlatamam (maşallah)... allah tamamına erdirsin bizede nasip etsin AMMİİİİİNNNN :-)

anlatacak ne çok şey var...

anlatacak o kadar çok şey, anlatacak o kadar az zaman varki... kronik yorgunluk sendromum bu günlerde azdı yine. o yüzden çok hevesle anlatmak istediğim şeyleri özet geçmek zorundayım.
2-10 haziran arası bursadaydım, oradaki hastanede çalıştım. çok değişik günler yaşadım, ömrümde ilk defa lojmanda kaldım, 12 kişi ile aynı evi, banyoyu, mutfağı, tv yi paylaştım, çok eğlendim. hatta orada tanıdığım bir hemşireden (Meryemcim) çok büyük bir iyilik gördüm. sağlık bakanlığı kadroları açılmış ve bunlar tercih yapıyorlardı, ben olaydan habersizdim. sonra bu bi akşam yanıma gelip, sende tercih yapsana dedi. ben patoloji yok zannediyodum, kız klavuzu getirdi önüme. o gece çok düşündüm. sonra annemlerle mertle konuştuk, tercihleri yaptık. inşallah hayırlısıyla kazanırsam o kız için çok dua edicem. sonra orada işten eve erken gelme keyfini, yorgun olmama keyfini, sabah işe gitmek için 7:45 te kalkma keyfini yaşadım. değişik insanlar tanıdım, hayatım için şükrettim. sahip olduklarım için. sonra hastanedeki dr Eylem hanım benimle ilgilendi, bizi gitmek istediğim yerlere götürdü sağolsun. Aynı hafta nevin ablanın yeğenlerinin sünnet haftasıydı, kınaydı düğündü derken eğlendik bayaaaa... :-) o hafta bursada olmak benim için çok iyi oldu anlayacağınız. sonrasında gelipte istanbulda 1 hafta deli dana gibi çalışınca orada aldığım kararlar için hiç pişmanlık duymadım. öyle işte. hızlı geçiyo vakit, ömür gidiyo, bi yerlerde bişeyleri yaşamadan vakit geçip gidiyo. bide bakmışız yaşımız almış başını gitmiş. ömrümü işe adamayacağım. iş sadece geçinmem için gereken parayı kazanacağım bir araç olacak. artık böyle...

24 Mayıs 2007 Perşembe

Döndümmmm.. :-)

kafanızda nereye döndün? nereden döndün? gibi sorular oluştu değilmi? evet başlığı atarken bende de oluştu aynı sorular...hayata döndüm diyebiliriz. yani şöyleki çok yoğun çalışma tempom, sevgili doktorların izin kullanmaya başlamasıyla bayaaa hafifledi. tabi 10 günlük bir süre bu ama olsun. ben bu arada bloğumu nekadar ihmal ettiğimin farkına vardım. ama merak etmeyin herşeyi anlatıcam teker teker. şimdilik bu kadar. bu arada herkesi çok özledim yaaa...

3 Mart 2007 Cumartesi

Günaydınn...

Herkese günaydınn,

çok anlamsız bir hafta geçirdikten sonra (haftasonununda aynı şekilde geçmemesi dileğiyle tabi) bloğumla ilgileneyim dedim biraz. Gerçi kendin pişir kendin ye modunda oldu biraz ama inanıyorum zamanla takipçilerim artacaktır :-(. 2 gündür Tolga Futacı'ya takmış vaziyetteyim. Geçenlerde annemle tv de, kendini hırpalarcasına şarkı söyleyen bir grup insanı görünce, ya "akademi Türkiye"de bi çocuk vardı, nasıl güzel söylüyodu, bunlar ne böyle, yine öyle insanlar bulsalar keşke... diye konuşurken, bu sefer "o" çocuğun adı aklıma gelmedi bir türlü, en sonunda bu konularda üstüne tanımadığım, engin bilgili kuzen meloşa sordum, hemde gecenin 11 inde, meloş saniyesinde geri döndü, "Tolga Futacı canım " dedi. eeevvveeettt dedim ve hemen mp3 varmı baktım. 1 şarkısını indirdim. Annemle dinlemeye doyamadık, o yüzden bugün gidip CD sini alıcam. Sırf bu çocuk ilk gözağrısından korsan yüzünden nasibini almasında, para kazansın daha çok albüm yapsın bizde doya doya dinleyelim diye.
bakın http://www.tolgafutaci.com/ . parlak çocuk değilmi... :-) maşallah...

25 Şubat 2007 Pazar

Esincimm


Esincim, kuşum bu resim senin için. inşallah cumartesi günü canlı canlı görüşeceğiz. öpüyorum seni...

güneşli ve güzel bir pazar günü

Ay nasıl güzel ama soğuk bir pazar günüydü dimiiiii :-) bizde tipik İstanbul'lular gibi kendimizi dışarı vurduk, börtü-böcek-deniz üçlüsünü ziyarete gittik. ama çok esiyordu (resimde gördüğünüz gibi, bu arada saçlarıma dikkat lütfen :-) )
Rüzgara rağmen yürüdük yürüdük yürüdük, ağaçlar çiçek açmış yaaa bakarmısınız...ve tabikiiiii papatyalarrrr gelmişşşş... :-)

Anlayacağınız güzel bir pazar günü geçirdim. Uzun zamandır çok bunalmıştım, iyi geldi. Sevdiğim bugün çok mutlu etti beni :-))

hepinize mutlu ve sağlıklı haftalar diliyorummm...

24 Şubat 2007 Cumartesi

Selincimmmm

Dün gece çok enteresan bir rüya gördüm, Selincimin 18 yaşındaki halini gördüm. o kadar güzel ve zarif bi genç kızdı ki anlatamam. kendiminde 41 yaşındaki halini gördüm :-) çok enteresandı yaa, selinin saçları yine sarı tıpkı şimdiki gibi ama beline kadar uzun, hafif bir dalgası vardı, yukardan iki yana balıksırtı örülmüştü, hafif pembe bi makyajı vardı. ama çok güzeldi. zayıf ama çelimsiz olmayan, dolgun bi vücudu vardı. 1,60-1,65 civarı bi boyu vardı. ben onu karşılamaya gitmiştim havaalanına. dış hatlardan almaya gitmişim güya, (sanırım yurtdışında okuyacak).
bende 41 yaşımdaki halimde daha zayıftım, daha yaşlı, yani yüzüm daha olgun, saçlarım omuzlarımın biraz altındaydı, ama süper bi alev kızılıydı. üstümde etek ceket takım vardı. koyu füme. çok değişikti yani. özellikle kendimi görmek çok garip geldi bana. (bilirsiniz rüyalarım bana çok şeyi anlatır aslında. sadece yorumlamam biraz zaman alır.) ya keşke rüyamızda gördüklerimizi bir yere kaydedebilsek, yada resimlerin çıktılarını alabilsek. ne güzel olurdu. böylece 15 sene sonra ben bu resimle gördüklerimi karşılaştırabilirdim. neyse beyin fırtınası yaptım yine. artık işimin başına dönmeliyim.
görüşmek üzere...

18 Şubat 2007 Pazar

off vakit çok çabuk geçiyo yaa

arkadaşlar,

size yarını bekleyin dedim ama günlerdir bir türlü vakit bulupta yazı yazamadım, aslında diyeceğim şey saçlarımı turuncu yaptığımdı ancak resim daha çektiremedim. inşallah çektirdiğim zaman hemen buraya koyacağım. şimdi biraz vakit buldum ve bloguma bişeyler eklemeye çalışıyorum. biraz daha sosyal olsun dimi. en kısa sürede görüşmek üzere...

4 Şubat 2007 Pazar

???

arkadaşlar süper olduğuna inandığım bişey yaptım, ama şimdilik bahsetmiyorum çünkü yarın sevdiğime gösterdikten (ve de resim çektirdikten ) sonra sizlerle paylaşacağım. yarını bekleyin... :-)

3 Şubat 2007 Cumartesi

mimlendim...

Bengücüm beni blogunda mimlemiş arkadaşlar, Bunun için benim bilinmeyen 5 özelliğimi yazmam gerekiyormuş... hımmm ben bunu biraz düşünmeliyim...

kışşşşşşş :-)

Bilenler bilir ben kışı çok severim(dim) . Öyle böyle değil hemde çok severdim daha doğrusu. Taki hayatımın 3 yılını gasp eden "eski şirket"e kadar. işte orada kıştan nefret etmiştim. Ama son zamanlarda yine sever oldum. Bide bu sabah kar yağıyodu uyandığımda:-), bi yazıda okumuştum "kar yağarken mutlu oluyorsanız hala umut vardır sizde" diye. evet , ben hala kar yağarken mutlu olanlardanım...

Bu arada Bengüüüüü seni çok özledimmm :-)

20 Ocak 2007 Cumartesi

Günaydınnn :-)

Muhteşem bi kış günü. Yani lodos sonrası hava tertemiz, ve buz gibi. sabah sabah mis gibi ( ama çok soğuk) havayı ciğerlerime çekince mutlu oldum. Malum bu hafta hep sis vurmuştu bizi. Sabah güneş doğarken boğazdan geçmekte çok güzel oluyomuş, lacivert deniz, pembe-sarı gökyüzü, Sultanahmet'ten Sarıyer'e kadar net ve harika bir manzara bir araya gelince ne uyku kaldı bende ne bişey. Mutlu geldim hastaneye :-)... Az önce nette gazete okurken bi haber gördüm. Hürriyet Gazetesinden Zeynep Albayrak hazırlamış haberi. Doğal taşlar (pek severim bilirsiniz). Buyrun sizde okuyun. güzel bi gün diliyorum hepimize...

"Gelelim burçların değerli taşlarına. Aslında bu konuda tam bir netlik yok. Zira her kaynağa göre, burçlara uğur getirdiği belirtilen değerli taşlar, değişkenlik gösteriyor.Fakat belli taşlar pek çok kaynakta, aynı burç için ortak olarak belirtilmiş. Örneğin turkuvaz ( firuze ) taşı çoğu kaynakta boğa,ikizler,terazi ve yay burcunun uğurlu taşı olarak belirtilmiş. Belki de burada önemli olan, kişinin kendi önsezileri.Yani hangi taşın kendimize uğur getireceğine inanıyorsak, hangi taşı benimsemişsek, o taşı kullanmalıyız.Sonuçta bir şeyin yararını görebilmek için, önce inanmak gerekli.İnanmadığınız taktirde olumlu bir sonuca ulaşmak, her konuda olduğu gibi burada da imkansız olmalı.Açıkçası ben, taşların insanları olumlu yönde etkilediğini, dengeleyici hatta tedavi edici özelliklerinin olduğuna inanıyorum. Örneğin kuvars kristali yüzyıllardır tedavi ve sihir amaçlı olarak kullanılmaktaymış. Kuvarsın duygusal bir dengeleyici olduğu, negatif enerjiyi yok ettiği,insana güç ve canlılık verdiği, zihinsel olarak ta kişiyi güçlendirdiğine inanılıyor.Enerjinin simgesi olarak belirtilen bu taş, bütün burçlar için yararlı.Kuvars taşının radyasyonu uzaklaştırıcı etkisi olduğundan, özellikle cep telefonu ve bilgisayar kullanıcılarının taşıması gereken bir taş olduğu belirtiliyor. Kuvarsın birkaç çeşidi var. Bunlar,beyaz kuvars, pembe kuvars, mavi kuvars ( kalsedon ) ve dumanlı kuvars. Pembe kuvarsın diğer adı aşk taşı. Bu taşın özgüven duygusunu güçlendirdiğine,kişiye yaşama sevinci verdiğine, duygusal acıların çabuk atlatılmasını sağladığına, kötümserlik, ümitsizlik gibi duyguları uzaklaştırdığına inanılıyor.Değerli taşları kullanırken dikkat edilmesi gereken ise, taşların temiz olmasına özen göstermek.Temizlik derken, görüntü anlamında bir temizlikten değil, enerji olarak temizlikten bahsediliyor.Zira taşlar, etrafınızdaki negatif enerjiyi temizleyebilmek için bu enerjiyi üzerlerinde topluyorlar.Böylece negatif etkilerden hiçbir şekilde rahatsız olmuyorsunuz. Belirli bir süreden sonra ise, topladıkları bu negatif enerjiyi size aktarmaya başlıyorlar.Böyle bir durumda baş ağrısı ve mide bulantısı hissederek rahatsız olmanız söz konusu. İşte bunu önlemek için taşları 24 saat deniz suyunda bekletmek , ya da bir gece boyunca toprağa gömmek gerekiyor. Veya en kolayı, değerli taşınızı bir ametist kristalinin yanına bırakıp temizleyebiliyorsunuz. Bu işlemlerden sonra taşınız, yeniden kullanıma hazır demektir.Taşlar negatif enerjileri topladıkları için, üzerinizde taşıdığınız bir taşı başkasına kullandırmamanız gerekli.Yani bir değerli taşı kullanmaya başladıysanız, o taş yalnızca size özel olmalı.
Şimdi burçların uğurlu taşlarını listeleyelim;
OĞLAK BURCU : Akik, kehribar,Jasper, oltu taşı, malakit, yakut.
KOVA BURCU : Akik,ametist,kristal kuvars,lal,mavi kalsedon,yeşim,zirkon.
BALIK BURCU : Ametist, aytaşı,florit,jasper,pembe kuvars,mercan,opal.
KOÇ BURCU : Akik,akuamarin,ametist,hematit, jasper, kantaşı,sitrin,yakut.
BOĞA BURCU : Krizopras,mavi kalsedon, mavi safir, turkuaz, zümrüt.
İKİZLER : Akik,krizopras,pembe kuvars,yeşim,turkuaz.
YENGEÇ : Akik, ametist,aventurin,krizopras,kuvars,peridot (zebercet)
ARSLAN : Akik,ametist,inci,kehribar,kuvars,mavi topaz,sitrin,peridot.
BAŞAK : Akik, kaplangözü,obsidyen,sitrin,topaz,turkuaz,yeşim.
TERAZİ : Akik,akuamarin,dumanlı kuvars,lapis,mercan,opal,pembe kuvars,turkuaz, yeşim. AKREP : Ametist,kaplan gözü,lal,mercan,obsidyen,pembe kuvars.
YAY : Ametist,jasper,kaplan gözü,lapis lazuli,mavi kalsedon, eridot,sodalit,topaz,turkuaz.

Değerli taşlar, yüzyıllardan bu yana insanoğlunun kullanımı için yeryüzünde.Her taşın bir çok kültür ve dinde özel bir önemi ve değeri var.Eğer değerli taşların size uğur getireceğine inanıyorsanız,işe öncelikle burcunuza uygun taşları tanıyarak başlayabilirsiniz.Umarım bu yazı, başlangıç için yararlı olur.
Yaşantınız boyunca sağlık,mutluluk ve huzur sizinle olsun... "

16 Ocak 2007 Salı

1-2 saniyede huzur :-)

Çok sinirli, mutsuz, telaşlı olduğunuz anlarda sadece bir anda sakinleşmek istediğinizde buyrun bakın.Ben öyle yapıyorum... (Bengücüm hatırlar, ona da masamın kenarından Selinin resmini gösterirdim :-) )



Nihal'in Fındıklı, hindistan cevizli keki

Merhabalar,

Geçtiğimiz pazar günü kuzenlere gittik maaile, Alp efendiyi gördük. Yarabbim bu kadar mı tatlı olunur ya (maşallah:-) ). giderkende, Nihal'den tarifini aldığım kekin malzemelerini aldım yanıma, orada pişirip sıcak sıcak yedik. Çok hafif 10 dakikada yapıp hemen yemelik, tatlı krizleri için birebir bi olay bu. tarifini aşağıya yazacağım. biz tabi Aycan'la iki yemeksever olarak her lokmada beyin fırtınası yaptık durduk, tarif nerelere gitti anlatamam size. ben ilk halini anlatacağım, sonrasında diğerlerini denedikçe yazarım artık. üşenmeyin kalkın deneyin.
şimdiden afiyet olsun :-)

Nihal'in fındıklı,hindistan cevizli keki :

malzemeler:
1 adet hazır pasta keki (sade olsun, ortadan bölünmüş vaziyette)
2 adet yumurta,
2 çay bardağı dövülmüş fındık (bence bademlede muhteşem olur)
2 çay bardağı hindistan cevizi
2 çay bardağı şeker
1 çay bardağı ayçiçek yağı
1 pkt vanilya.
(eğer harcı bol istiyorsanız Ajda bardak denen büyük bardaklarla ölçün)
yumurta, şeker, fındık, yağ, hindistan cevizi ve vanilyayı karıştır, kekleri ortadan ayrırıp bi tepsiye yan yana koy,çok azıcık süt ile ıslat (fazla ıslatma altına yapışıyo, 2-3 yemek kaşığı yetiyo) hazırladığın harcı üzerine sür ve pişir.(böylece 2 adet kek olmuş oluyo) 175 derece fırında çay demlenene kadar oluyo. hafif kızarınca üstü yeter zaten. sonra sıcak sıcak servis yap. mmmmmmm harika...:-)

1 Ocak 2007 Pazartesi

kadişim London da :-)

benim canım kardeşimde şu anda bu manzarayı izliyor inşallah... şu anda Londra'dalar. ancak onlar geldiklerinde resimlerini, ve neler yaptıklarını ekleyebileceğim. biraz sabretmeliyiz. daha şimdiden özledim yaa. umarım çok eğlenir...

geleneksel kırmızı iç çamaşırı

:-) kırmızı çamaşır bir grup insanı ne kadar eğlendirebilir sizce? biz saat 10 dan sonra bütün gece bununla eğlendik.( bu konu ile ilgili resimleri en kısa zamanda göstereceğim, çünkü süperler ) sonrada Gürbüz Abim öncülüğünde, Halam, Meloş, Mehtap Ablam, Gülden,Ben saat 23:45 gibi arabamıza atladık ve Salacak sahile gittik. bütün boğaz şıkır şıkır ışıklarını yakmış bizi kucakladı. havai fişekleriyle yeni yılımızı kutladı. Öyle temiz ve açık bir geceydiki, nerdeyse mukemmeldi. (nerdeyse diyorum çünkü bir eksik vardı benim için :-) ) hani insan hep yanında ister ya sevdiklerini , işte öyle oldum bende... sum podu tü diyorum, o anlar kendini :-)

inşallah hep böyle aydınlık ve net olur günlerimiz, karanlık ve bunaltıcı anlar yaşamayız hiç. Boğazın rüzgarı gibi ferah olsun, havai fişekler gibi mutluluk verici, sevdiğinin sıcağı kadar huzurlu...

Mutlu Yıllarrrrrr .... :-)

Çok sevdiğim doktorcum Birsel Hanımcım, Nil Karaibrahimgil'in yazdığı "yılbaşı duasını" göndermiş bana. o kadar hoşuma gittiki hemen paylaşmalıyım bunu dedim.
Allahım bugün gördüğünüzden geri koymasın hiçbirinizi, sağlıklı olun, huzurlu olun yeter bana.
çok öpüyorum herkesi... buyrun bakalım yılbaşı duanız :-)

" IKI SIFIR SIFIR YEDİ DUASI
İki sıfır sıfır altılı zamanlara, bu hafta veda ediyorum. Bir takvime göre,uzun görünen kısa birşeyin başlangıcı yakın.Madem öyle, ben de güzel dileklerde bulunurum. Adını "iki sıfır sıfır yediduası" koyuyorum.
Senin için.
Şöyle başlıyor: Bu yeni zamanda... şöyle devam ediyor: Sevdiğim kim varsa, kendim de dahil, sevebileceğim herkes dedahil...
Sağlığı iyi olsun.
Kalbi ritmini çalsın. Yanakları kiraz pembesi, dudakları bal olsun. Teni sıcakkalsın, enerjisi dışına taşsın. Ciğerlerinden nefes, midesinden gurultu,bacaklarından güç eksik olmasın. Kanı bol olsun, damarlarında dönüp dönüpdolaşsın.
Sevdikleriyle birarada olsun.
Kolu kollarına değsin, gözü gözlerinin içinebaksın. Lafları birbiriyle başlasın. Nesi varsa, bölüşücek biri olsun; nesi yoksa, bulup getiricek biri olsun. Bu birileri az ama öz olsun. Bazıları dünyada tek olsun. Sevgisinin tamamını harcasın. Harcasın ki, ona büyük bir miras kalsın. Sevmekten bıkıp usanmayacağı biri olsun. Onun yeri ayrı olsun. Onu soysun, başucuna koysun ama yalan uydurmasın. O herşeyine, her haline tek tanık olsun.Bir hareketiyle güldüren, bir hareketiyle ağlatan olsun. Duyguların hepsi onda olsun. Kalbi buna teslim olsun. Bütün şarkılar onu anlatsın. Aşık olsun,sırılsıklam olsun. Kurumasın.
Yapmaktan bıkıp usanmayacağı bir işi olsun. Başarının gerçek adının bu olduğunu unutmasın. İbadet eder gibi, bu keşfini hergün yeniden kutlar gibi,onu yapıp dursun. Yaptıkça daha iyi yaptığını görsün. Daha iyi yaptıkça bunu başkaları da görsün. O başkalarının bunu gördüğünü, dışgözüyle görsün, iç gözüyle işine baksın.
Neşesi bol olsun.
Kendini mutlu etsin, durduk yere neşelenmek nedir bilsin. İçinde birşey durup durup zıplasın. Duydukları, gördükleri onu gıdıklasın, kahkaha attırsın.Gürültü çıkarsın. Saçma şeyler söylesin. Çocuklukta en şımardığıana, sık sık gidip gelsin. Nereye gidip geldiği bilinmesin.
Değiştirmek istedikleri değişsin.
İçte ve dışta, iyi günde ve kötü günde tadilat yapsın. Eskilerini atsın,ruhunu havalandırsın. Kapıda hep kamyonu dursun. Dilediği yere taşınsın.Kendinden taşınmak isterse, içindeki güç, dışındaki sevgi ona yardımcıolsun. Bileği, bütün alışkanlıklarıyla, bağımlılıklarıyla güreşsin. Birşey ona sürpriz olsun.
Günlerinden birgünü, bir pakete sarılı olsun.Açılınca, içinden hiç beklemediği güzel bir haber çıksın. Bu gün üçyüzaltmışbeş’ten herhangi biri olsun. Öylesine bir pazartesi, arkayakavuşturduğu ellerinde, unutulmaz bir salı saklasın. Öyle tahmini mümkün olmayan birşey olsun ki bu, hayatın zekasını anlatsın.
Bir hayali gerçek olsun.
Bir hayale gözünü yumsun. Peşinden koşup, onu sobelesin. Hayalini kendinden saklamasın. Bir çizgi filmde olduğunu, herşeyin mümkün olduğunu unutmasın.
Bu duayı okusun.
Kendi sesiyle duysun. Duası gerçek olsun.Her kelimesine şükretsin. Tek satırına nazar değmesin.

Aminn...

Nil Karaibrahimgil 25/12/2006"

eline yüreğine sağlık. ne güzel yazmış dimi ?